Acemi Şair Hikayesinden

…Asil ama bir o kadar da şehvaniydi ateş. Kırmızı dudaklarıyla usul usul konuşan ve yine kırmızı vals elbisesi
giymiş bir kadın gibi çekiciydi. Oda dolusu insanın ilgisi￾ni ara ara kendine çekmeyi başaran bir ihtişamı vardı.
Odunla benzeşen insan da dünyada ateş olmayan eğici, bükücü ve yakıcılar karşısında şekilden şekile girerek
başkalaşıyordu.

Mağrur bakışlarına çeki düzen verip ateş karşında saygıyla yürek eğdi.

Ama bir yangının içine dalan şiiri, ateşle dans ettiğinde kötü bir şiirin izlerini
silerek alevler içinde başkalaşıyordu. Kötü olanı yok eden ateş, taze bir başlangıcı şart kılıyordu. Şiirle ateşin dansı
en can alıcı anına geldiğinde adeta topuklu ayakkabıları üzerinde yükselen kırmızı elbiseli dansçının eteğini havalandırarak yaptığı kıvrak dönüşleri izler gibi izledi.

…Oturduğu döner sandalyesiyle birlikte sol yanına dönüp ayaklarıyla kendini şömineye yaklaştırdı…

Şiirini yakmadan önce bir müddet ateşin dansını izlemeye koyuldu.
Dünyada hiçbir varlık tek başına ateş kadar asil bir dans
gösterisi sunamazdı. Köze dönüştürdüğü odunu kırmızı
rengiyle süslüyor, bu dönüşümü dansıyla kutluyor; çıkardığı çıtırtılar, harlamalar ve ufak tefek patlamalarla da
varlıktan hiçliğe yürüyen hareketi kutsuyordu. Eğilip bü-
külmez olan her şey ateş karşısında şekilden şekle giriyordu ve bu boyun eğişi, muhteşem ikrarı büyük bir sırra
bürüyerek anlatıyordu…

…Sıcak ülkeler üzerine sağanak kan yağmurları yağıyordu ve hiç bir Avrupalı, romantizmi çağrıştırmayan bu
kan gölünde yüzmeye gelmiyordu, şezlong başı aşk yaşamıyordu.

Savaşın kaderine ve kederine terke dilmiş bu insanlar, insanlığa hiçbir şekilde yakışmayan bir ölümle yaşam sahnesinden ayrılıyorlardı.

Oysaki dünyanın en batısındakiler sıcak ülkelerdeki insanların bomba yağmuru
altında yaptıkları ecel dansını vals gösterisi gibi izliyordu…

Hatice Takan Doğanay

Acemi Şair Hikayesinden

Kalbim Kafesim/ Kanguru Yayınları 2018